Yedikuleli Seyyid Abdullah Mushafı
Yedikuleli Seyyid Abdullah
Hâşimîzâde adıyla da bilinen Yedikuleli Seyyid Abdullah, 1686–87ʼde Hâfız Osmanʼdan icâzet aldı ve yirmi dört mushaf yazdı. Süratli yazısıyla tanındı; III. Ahmed devrinde Sarây-ı Cedîd hat hocası oldu. Belirli bir nüshası henüz dijital olarak kamuya açık değildir.
Hattat ve yazılışı
Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi, Hâşimîzâde Abdullah Efendi adıyla da anılır. 1670'te İstanbul'da doğdu ve 10 Eylül 1731'de öldü. Babası, Samatya'daki İmrahor Camii'nin imamı Seyyid Hasan Hâşimî Efendi'dir. "Yedikuleli" lakabı büyüdüğü semtten, "Seyyid" unvanı ise Peygamber soyundan gelmesinden dolayıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi, hâfızlığını ve tahsilini bitirdikten sonra babasının görev yaptığı camiye imam olduğunu ve bu görevi ömrünün sonuna kadar sürdürdüğünü, Halvetî şeyhi Seyyid Hüseyin Efendi'ye bağlandığını yazar.
Hat derslerine önce babasından başladı, sonra Hâfız Osman'dan meşk etti. Aklâm-ı sitteyi kırk ayda tamamladığı anlatılır. İcâzet tarihi kaynaklarda farklıdır: TDV 1686–1687 (1098) yılını verir, Ketebe 1690'ı gösterir. Sultan III. Ahmed'in gözdesi oldu. TDV, Sakazâde Mustafa Efendi'den boşalan Sarây-ı Cedîd hat hocalığına atandığını yazar; Ketebe bu görevi 1708–1709 dolaylarına yerleştirir ve ta'lik dersi olarak niteler.
Yaklaşık 1720 yılı tek bir nüshaya değil, hattatın olgunluk dönemine işaret eder. Bu tarihli, adı konmuş bir mushaf kaynaklarda belirtilmez.
Mushafları
TDV ve Ketebe onun yirmi dört mushaf yazdığını kaydeder. Ketebe, bunlardan ikisinin III. Ahmed için yazıldığını ekler. TDV'ye göre mushaflarının çoğunu Ruganî Ali Üsküdârî tezhiplemiştir. Bunların dışında Meşârik-i Şerîf Tercümesi gibi padişah için istinsah edilmiş kitaplar, bin kadar en'âm, evrâd, kıta ve hilye-i şerîf bıraktığı söylenir. TDV, bu eserlerin çoğunun Nuruosmaniye Kütüphanesi'ne vakfedildiğini belirtir. Ciltleri hakkında okunan kaynaklarda bilgi yoktur.
Mürekkebi hakkında dolaşan bir rivayet vardır: padişah mürekkebin kıymetini merak etmiş, mürekkep dolu hokkaya karşılık altın dolu bir hokka göndermiştir. Belgesi gösterilmediği için bu bir anekdot olarak aktarılır.
Üslubu
Seyyid Abdullah, Hâfız Osman ekolünün aklâm-ı sitte anlayışını sürdürdü. TDV onu süratli yazısıyla anar; Ketebe yazısını hızlı ve berrak diye niteler ve bazı işlerinin hocasınınkinden ayırt edilemeyecek kadar benzediğini, bu yüzden "ikinci Hâfız Osman" dendiğini aktarır.
Bugün nerede
Okunan kaynaklar, yirmi dört mushafın bugünkü yerlerini tek tek vermez; TDV yalnızca eserlerin çoğunun Nuruosmaniye Kütüphanesi'ne vakfedildiğini söyler. Ketebe, 1726–1727 tarihli bir albümün Antalya Müzesi'nde bulunduğunu belirtir, ancak bu albüm mushaf değildir. Hangi nüshanın hangi koleksiyonda olduğu, müze ve kütüphane kataloglarından ayrıca doğrulanmalıdır.
Talebeleri ve mirası
Etkisi, eserleri kadar yetiştirdiği öğrencilerle ölçülür. TDV, Eğrikapılı Mehmed Râsim'i öne çıkan öğrencisi olarak anar. Ketebe yüzü aşkın hattat yetiştirdiğini söyler ve aralarında Nevşehirli Dâmâd İbrâhim Paşa ile Kaymak Mustafa Paşa gibi devlet adamlarının bulunduğunu belirtir. Şekerzâde Seyyid Mehmed de ondan icâzet almıştır. Altmış üç yaşlarında öldü ve Eyüp'te Şah Sultan Camii karşısındaki mezarlığa, ebeveyninin yanına gömüldü.